Emânete ihânet etmeyin... Hâlinizden şikâyet etmeyin... Büyüğünüze emretmeyin... Boş şeylerde ısrar etmeyin... Câhillerle sohbet etmeyin... Nefesinizi boşa tüketmeyin... İnsanları bekletmeyin... Etrafınızı kirletmeyin... Hayatınızı mahvetmeyin... Kimseye minnet etmeyin. İnsanları yüzüne karşı methetmeyin... Kimseye küfretmeyin... Kötülüğe meyil etmeyin... Malınızı boşa sarf etmeyin... Sırrınızı açık etmeyin... Her şeyi merak etmeyin... Suçunuzu inkâr etmeyin... Şerefinizi kaybetmeyin... Vatanınızı terk etmeyin... İyiliğe niyet edin... Büyüklere hürmet edin... Sıkıntıya sabredin... Aza kanaât edin... Sözünüzde sebat edin... Bildiğinizle amel edin... Hatanızı kabûl edin... Yaramaz ise def edin... Varken tasarruf edin... Âlimlerle sohbet edin... Nefsinizle inat edin... Sofranıza dâvet edin... Zararlıysa men edin... Seviyorsanız ifâde edin... Kalbleri fethedin... Misâfire ikram edin... Muhtâca yardım edin... Bilseniz de istişare edin... Tehlikeye dikkat edin... Hakkı teslim edin... Unutacaksanız kaydedin... Esirgemeyin lûtfedin... Gariplere merhamet edin... Kazanmaya gayret edin... Çalışanı takdir edin... Başarıyı tebrik edin... Mâzereti kabûl edin... Her an tevekkül edin... Hastaları ziyâret edin... Çocuğunuzu terbiye edin... Herkese tebessüm edin... Güvenseniz de kontrol edin... İnanmayana ispat edin... Fakirleri gözetin... hayır için sarf edin....

Köy Dışına Gelin Çıkarma

28 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori Düğün Adetleri

KÖY  DIŞINA GELİN ÇIKARMA


Bazen köyümüz dışına gelin giden kızlarımız da olmaktadır. Gelini almak için gelen düğün alayı köye gelir. Misafirler köye girmeden Yazımeşe veya Sarıharman gibi bölgelerde Köyümüzün delikanlıları tarafından karşılanır. Gelenlerden bir genç bayraktardır ve elinde de bayrak vardır.  Karşılaşma sırasında selamlaşılır, karşılıklı olarak hal hatır sorulur ve bayrak bizim gençlerden birisine teslim edilir. Misafir düğün alayı ile karşılamaya giden gençlerimiz birlikte köye girerler. Köyde kalmış olanlar diğer kişiler misafirleri karşılar. Misafirlerin atlarına su ve yem verilip dinlenmeleri sağlanır. Misafirler de gereken ilgi gösterilerek ağırlanır. Bu gibi durumlarda kızın kına gecesi aynen yukarıda anlattığımız şekilde olmaktadır. Ayrıca, “delikanlı parası” denilen bir ücret misafirler tarafından ödenir. Bu ücret kişiden kişiye değişir. Gelen misafirler iyi niyetli, sevilen insanlar ise, para miktarı konusunda kolayca anlaşılır. Eğer, aksi, sevilmeyen kişiler iseler, biraz zorluk çıkartılır ve miktar yükselir. Ertesi gün çeyizleri toplanan ve al-yeşil giydirilen gelin düğün alayı (Gelin alayı da denir) ile birlikte at üzeride gideceği köyün yolunu tutar. Bir gün önce karşılandıkları yere kadar uğurlanırlar ve bayrak tekrar misafirlere teslim edilerek hayır dualarla yolcu edilirler. Bayrak teslim  olayına büyük önem verilirdi. Birkaç defa bu konudaki tartışmalar yüzünden tatsızlıklar çıkmıştır. Şöyle ki ; Gelin almaya gelenler bayrağı bizim köyün delikanlılarına teslim etmek istemiyor, bayrağı kendileri taşıyarak köye girmek istiyorlar. Kendi aralarındaki bir iddialaşma veya geçmişten gelen bir huzursuzluk mudur bilemeyiz, ama bu konuda da ısrar ediyorlar. Bizim köyümüzün ileri gelenleri “bu bizim adetimiz, siz artık bizim misafirimizsiniz, bayrağın artık bizim elimize teslim edilmesi gerekir,” gibi sözlerle gelenleri ikna etmeye çalışırlar. Gelenler de bayrağı vermemek için inatlaşırlar. Tabi ki işin sonu kavgaya kadar varabilir. Çünkü, eğer gelen heyet bayrağı teslim etmez ise, köye giremez ve gelini alamaz. Zorla girmek ve gelini almak isterlerse, bizim gençler eğlenceye olduğu kadar kavgaya da hazırlardır. Gelen heyet çok kalabalık  olsa bile, “burası bizim köy olduğuna göre, bizim sözümüz geçer” düşüncesi ile herkes her şeye hazırdır. Tabiki böyle durumlarda “delikanlı parası”nın miktarı da artabildiği kadar artar ve tatsızlık büyür. Böyle tatsız olayları kimse istemez, ama maalesef birkaç defa, özellikle Hıcıplılarla   bu tür tatsızlıklar  yaşanmıştır.

Kaynak: Kasım ÇELİK

Kapaklı Köyü Düğün Adetleri

28 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori Düğün Adetleri

DÜĞÜN ADETLERİ

Bizim köyün düğün ve kına gecesi adetleri aşağı yukarı bütün Anadolu’da olduğu gibidir. Fakat özellikle kına gecesi, güvey donatma gibi bölümlerde söylenen mani ve türküleri başka memleketlerde pek duymadım. Az sonra anlatacağımız kına gecesinin sonunda, kına yakılmadan önce söylenilen türkülerde dikkat çekici bir yer vardır. Bir ara

“Uyan Sultan Aziz uyan

Kan ağlıyor şimdi cihan” denir.

Küçüklüğümden beri, “bu ağıtın kına gecesiyle ne alakası var, niye söylenir” diye kafama takılırdı. Eminim ki bir çoğunuz da benim gibi düşünmüşsünüzdür. Bu aslında kına gecesi türkülerimizden değildir. Osmanlı döneminde Sultan Abdülaziz’in faytoncusu yani şimdiki tabirle şoförü bizim köyden Ali Bey imiş. Aynı sülaleden Tahir Bey’de daha sonraki yıllarda Sultan İkinci Abdülhamit’in Faytoncusu olacaktır. Bu sülale sonradan bu kişilerin adlarından dolayı Albeler ve Tahirgil olarak anılacaktır. Belki tesadüf, ama bu işlerde hala bizim köylülerimiz çalışmaya devam etmektedirler. Şu anda da Cumhurbaşkanlığı köşkünde çalışan birkaç köylümüz vardır ve hatta bunlardan 2 tanesi de Cumhurbaşkanımızın şoförlüğünü yapmaktadır.

1876 yılında bir isyan sonucu Sultan Abdülaziz asiler tarafından vahşice öldürülür ve saraydaki padişaha sadık insanlar dağıtılır. Tabi ki Faytoncu Ali Bey de emekli edilerek memleketine, yani köyümüze yollanır. Bir müddet sonra köyümüzde bir kına gecesinde Ali Beyden bir türkü istenir. O’da söyler. En son olarak da Sultan Abdülaziz’in ardından yakılmış olan en meşhur ağıtın iki kıtasıyla türküsünü bitirir.

“Uyan Sultan Aziz uyan

Kan ağlıyor şimdi cihan”

İşte o günden sonra Sultan Aziz’i çok seven köylülerimiz bu türküyü her kına gecesi söyler olmuş ve bu güne kadar getirmiştir.

Köyümüzde aileler birbirini bildikleri için gelin olarak isteyecekleri kızı başkalarından soruşturmaya gerek yoktur. Diğer köylerden kız alınacak sa, veya diğer köyler bizden kız istiyor ise, o zaman tabi ki gerekli ön soruşturma yapılır. Dünürlüğe giderken damadın ailesi, köyün hatırlı insanlarından birkaç kişiyi de yanına alır. Bazen Köy İmamı da dünürlük kafilesine dahil olur. Özellikle kız tarafının “hayır” diyemeyeceği kişiler var ise, bu kişiler mutlaka dünürlüğe gitmek için davet edilir. Hayırlı olması için mübarek Cuma geceleri seçilir. Dünürlükte usulüne göre “Allahın emriyle, peygamberin kavliyle kız istenir. Eğer, kız evi “hayır” diyecekse, cevabını hemen verir ve bir daha gelmemelerini bildirir. Dünürlük kabul edilecekse, kız tarafı genelde “bir düşünelim” diye cevap verir. Bu cevap evet demenin bir işaretidir. Elbette ki “kız evi naz evidir” ve biraz ağırdan alacaktır. Onlarda düşünüp taşınacaklardır. Derken, ikinci veya üçüncü dünürlükte “Allah yazdıysa biz ne diyelim” sözüyle teklif kabul edilir. Bu söz üzerine çaylar içilir ve sıcağı sıcağına çeyizde neler alınacağı, başlığın ne kadar olacağı, düğünün ne zaman yapılacağı gibi konular konuşulup, nasıl yapılacağı kararlaştırılır. Allaha şükür çok kötü bir adet olan başlık, köyümüzde artık tarihe karışmıştır.

Düğünler genelde güz sonunda yapılır. Çünkü, güz bitiminde mahsul ve dolayısıyla para elde edilmiştir. Ayrıca işlerin çoğu bitmiş, serbest ve rahat günler başlamıştır. Düğün yapacak para ve zaman artık vardır.

Damada bir sağdıç gerekir. Sağdıç damattan küçük veya aynı yaştadır ve bekardır. Damadın rahat etmesi için gereken hizmeti yapar, gerektiğinde ayakkabısına ve elbiselerine gözcülük eder. Eğer iyi koruyamaz da şakacı gençlere çaldırırsa, cezasını çeker. Bu ceza genelde çerez almak için kullanılacak bir miktar para şeklinde olur. Amaç, düğün süresini biraz daha neşeli ve hareketli geçirmektir.

Kına gecesinde akşam olunca kızlar, kız evine, erkekler oğlan evine toplanır. Hoş geldin faslından sonra biraz sohbet edilir. Karnı aç olan varsa, doyurulur. Sonra da eğlence başlar. Oğlan evinde genelde saz çalan birileri bulunur. Kız evinde ise tef ile güzel türküler söyleyen kadınlar vardır. Sıra ile türküleri söyleyerek gençler oyuna kaldırılır. Oğlan evinde de saz eşliğinde oyunlar oynanır. Bazı büyüklerimiz arada sırada etrafa göz gezdirir ve hiç oyuna kalkmamışlar varsa, zorla oyuna kaldırır. Oyunla, türküyle kına gecesinin sonuna gelinir. Şimdi en heyecanlı bölüm başlamıştır. Önceden alınmış olan kına, bir bakır sahan içinde ortaya getirilir. Damat orta yere, iki dizinin üstüne oturur. Diğer kişiler etrafında halka olarak aynı biçimde otururlar. Şimdi hep bir ağızdan kına gecesi türküleri söylenecektir. Bu bölümde türküleri ve makamlarını bilen bir büyüğümüz öncülük eder. O başlar, diğerleri devam eder.

Bu türkülerin sözleri şöyledir:

Kınaya buyurun bizim haneye

Yiğidim kınan kutlu olsun, aman

Al yeşil mübarek olsun, aman

Baban şehere vardı mı (iki defa söylenir)

Alı yeşili aldı mı (iki defa söylenir)

Şu da oğlumun dedi mi (iki defa söylenir)

Yiğidim kınan kutlu olsun, aman

Al yeşil mübarek olsun, aman

Elimi sundum astara (iki defa söylenir)

Elimi kesti ustura (iki defa söylenir)

Yiğidim kınan kutlu olsun, aman

Al yeşil mübarek olsun, aman

Camilerden hu geliyor (iki defa söylenir)

Mermer taştan su geliyor (iki defa söylenir)

Terzi kolların kırılsın (iki defa söylenir)

Yelek bana dar geliyor (iki defa söylenir)

Penceresi yeşil perde (iki defa söylenir)

Sen uğrattın beni derde (iki defa söylenir)

Ben bu dertten ölür isem (iki defa söylenir)

Nasıl yatam kara yerde (iki defa söylenir

Uyan Sultan Aziz uyan (iki defa söylenir)

Kan ağlıyor şimdi cihan (iki defa söylenir)

Türküler böylece tamamlanınca, herkes gülümseyerek derin bir nefes alır. Şimdi, davetliler tarafından düğüne katkı olması amacıyla, damada para toplamaya sıra gelmiştir. Ortaya bir sini getirilir. Türkülerde bir büyüğün öncülük ettiği gibi burada da damadın hemen yanına oturan bir veya birkaç kişi durumu yönlendirmekte, idare etmektedir. Önce damattan açılış parasını atması istenir. Damat bir miktar atar, eğer az bulunursa biraz daha attırılır. Sonra idarecilerden birisinin işaretiyle, hep bir ağızdan “Hak bereket versin” diye bağırılır. Sonra sağdıç para atar ve aynı şekilde bağırılır. Daha sonra damadın yakın akrabalarından aynı olay devam ederek para verecek herkes sinini üzerine parasını atar. Siniye atılan para, veren kişinin zenginliği veya damada yakınlığına göre az bulunursa, “olmaz, bu paraya bağırılmaz!” denilir ve o kişiye biraz daha para attırılır. Sonra “Hak bereket versin” diye bağırılır. Her para atan kişi için ayrı ayrı bağırılır. Herkes tamam olunca olayı yönetenler toplanan parayı sayarlar. Ne kadar para toplandığı yüksek sesle söylenir. Bu paranın hepsi için, yine hep bir ağızdan  ve üç defa arka arkaya “Hak bereket versin” diye bağırılır. Sonra “Bu da bizden sana harçlık” diyerek toplanan para damada verilir ve bu fasıl da bitirilir.

Para toplandığı sırada sağdıç kınayı karar. Kınanın içine bir demir para atılarak karıştırılır. Sonra bir kaç gence kına sahanı uzatılır ve parayı bulmaları istenir. Kim bulursa paraya sahip olur. Önemli bir para değil ama adettir. Kim bilir, belki de eski zamanlarda kınanın içine altın atılıyor ve bulan gerçekten seviniyormuş olabilir. Kına yakmaya damattan başlanır. Sağ elinin içi, üstü ve parmak uçları kınalanıp bir tülbent veya mendille usulüne göre bağlanır. İsterse sol eli de kınalanır. Sonra sağdıca da aynı şekilde kına yakılarak “darısı sana” denir. Sonra isteyenlere dağıtılır. İsteyenler biraz alıp evlerine de götürebilir.

Böylece kına gecesi tamamlanır. Herkes mutlu bir şekilde evlerine dağılır.

Kız evinde durum biraz farklıdır. Kına yakılmak üzere gelin diz üstü oturur. Diğer kişiler de onun etrafında halka olarak aynı biçimde otururlar. Şimdi hep bir ağızdan kına gecesi türküleri söylenecektir. Fakat, evden kız gideceği için türküler biraz yanık söylenir. Bir ara, hep birlikte ve ağıt gibi “Hani bu kızı anası, hani bu kızı anası!” denilerek ana ile kızı yan yana getirtilir. Yanık türküler eşliğinde ana-kız birbirine sarılır ve ağlamaya başlarlar. Erkek kınasında toplu olarak söylenen türküler kız için uyarlanarak burada da aynen söylenir.

Şöyle ki,

Kınaya buyurun bizim haneye

Kız kızım kınan kutlu olsun, aman

Al yeşil mübarek olsun, aman

Baban şehere vardı mı (iki defa söylenir)

Alı yeşili aldı mı (iki defa söylenir)

Şu da kızımın dedi mi (iki defa söylenir)

Kız kızım kınan kutlu olsun, aman

Al yeşil mübarek olsun, aman  … diye aynı türküler devam eder

Ayrıca, yukarda belirttiğimiz gibi, kız kınasında ortalığı biraz hüzünlendirmek için söylenilen türküler de vardır.

Kınayı getir ana (2 defa söylenir)

Parmağın batır ana (2 defa söylenir)

Bu gece misafiri (2 defa söylenir)

Yanında yatır ana (2 defa söylenir)

Sen bu evlere giremezsin

Tekneden ekmek alamazsın

Eskisi gibi olamazsın

Atladım girdim eşiği

Sofrada kaldı kaşığı

Kız evlerin yakışığı

Hanaya gelin hanaya

Buyurun bizim kınaya

Güveybaşı dolandırmadan önce, öğlen namazından çıkan köyün ihtiyarlar ila ederek, yani ilahi söyleyerek köyü dolaşır. Gençler ve çocuklar da onları takip eder. Bu dolaşma sırasında her evden üstü yemeni veya sofra beziyle örtülmüş tepsiler veya sahanlar içerisinde yiyecek bir şeyler verilir. Çocuklar ve gençler  bunları gezmenin sonuna kadar taşır ve Güveybaşı merasiminin yapılacağı harmana kadar götürürler. Harmanda toplanan bu yiyecekler görevliler tarafından büyükçe bir örtü üzerine dökülür ve güzelce karıştırılır. Tabi ki tepsiler ve sahanlar da sahiplerine iade edilir. Bu karışıma “karıklı” denir. Sırası gelince bu karıklı davetlilere dağıtılacaktır. Köyün dolaşılması sırasında çoğu baston ile dolaşan ak sakallı büyüklerimizin koro halinde ilahi söylemeleri çok hoş bir görüntü oluşturur. Gayeti güzel diye bilinen bu ilahinin köyümüzde bilinen sözleri şöyledir.

Gelin isteyelim gelin

Güzel mevladan

Gayeti güzel derler, Allah cennet evleri

Gayeti güzel derler, Allah cennet köşkleri

Bir duvarı altın

Bir duvarı gümüş

Var mı ondan da hiç bir yemiş

Gayeti güzel derler, Allah cennet evleri

Gayeti güzel derler, Allah cennet köşkleri

Ona girenlerin safadır işi

İçinden bakınca görünür dışı

Gayeti güzel derler, Allah cennet evleri

Gayeti güzel derler, Allah cennet köşkleri

Cennetin içinde üç ırmak akar

Biri bal biri süt biri de şeker

Oturmuş Muhammed köşkünden bakar

Gayeti güzel derler, Allah cennet evleri

Gayeti güzel derler, Allah cennet köşkleri

Güvey başı dolandırılması genelde orta harmanda veya Helimegilim harmanda yapılır. Ortaya çarşaf gibi büyükçe bir örtü serilir. Damat ayakkabısını çıkarıp örtünün üstüne getirilir. Burada eski pantolon ve gömleğini de çıkarır. Tabiki üzerinde uzun kollu atlet veya mintan ile bacaklarında uzunca bir pijama veya eşofman altı vardır. Köyümüzün büyüklerinden ve gerekli sözleri bilen birisi de örtünün üzerine gelir. Damadın yeni elbiseleri getirilmiştir. Köylülerimiz harmanın etrafındadır ve görevliler genelde üzüm, leblebi, fıstık, helva gibi çerezlerden oluşan, bir kısmını düğün sahibinin aldığı bir kısmını da köylülerimizin tepsi veya sahanlarla ila edilirken evlerinden getirdiği karıklıyı sıra ile dağıtmaktadır. Bir taraftan çerezler yenirken güvey başı ilahileri okunarak damada da yeni elbiseleri giydirilir.

Bu ilahinin sözleri şöyledir:

Gelin komşular, büyük, küçük

Güvey başı dolandıralım

Bismillah ile çıkalım yola

Damat Bey düğünün hayır ola

Ne dilersen Allahtan dile

Verelim Muhammede salavat

Elime aldım mintanı

Cenabı haktan utanı utanı

Bilelim bizi yaradanı

Yaradan aşkına verelim Muhammede salavat

Bacağına giydirdim şalvarı

Cenabı Hakka yalvarı yalvarı

Var mı ondan başka Tanrı

Tanrı aşkına verelim Muhammede salavat

Bu paltoyu kim dokudu

İdris Nebi dokudu

Kuranı kim okudu

Hazreti Muhammed Okudu

Okuyan Muhammed aşkına verelim Muhammede salavat

Damat Bey giydi yeleği

Cenabı hak versin dileği

İşte şimdi oldu güveyi

Verelim Muhammede salavat

Düşüne ey deli gönül düşüne

İşte devlet kuşu kondu güveyin başına

Başı bütün yiğitler aşkına

Verelim Muhammede salavat

Bu kıtalardan her biri söylendiğinde damada orada adı geçen mintan, yani gömlek, pantolon, yelek ve palto sıra ile giydirilir. En sonunda koluna damatlığı belli eden kırmızı bir kurdele takılır. Eller açılır ve Hocanın edeceği duaya hey birlikte “amin” denir. Sonunda okunan fatiha ile “güvey başı” tamamlanır. Sonra eğlence başlar. Sazlar çalınır, gençler harmanda doyasıya oynarlar.

Ertesi gün (genelde Perşembe günü) çeyiz asma, çeyiz kıyma, çeyiz toplama, dünürcülerin at koyvermesi (koşturması) ve gelinin çıkartılması işleri vardır.

Sabah erkenden çeyiz asma işlemine başlanır. Gelinin çeyizleri itina ile evin içinde çekilmiş iplere asılır. Bu işe yardımcı olmak üzere oğlan evinden de iki kişi yardıma gelir. Çeyizler düşmemesi ve kolayca çalınmaması için mandallarla tutturulur. Kız evinden birkaç gözü açık çocuk bekçi olarak bırakılır. Serme işi tamam olunca davetliler çeyiz görmeye gelirler. Evin büyükleri çeyiz görmeye gelenlerle ilgilenirler. Bu sırada bazı davetliler asılan çeyizlerden gizlice almak isterler. Bunun için bekçilerin herkesi çok dikkatli takip etmesi gerekir. Bekçilerin ellerinde birer sopa bulunur. Çeyiz çalmaya yeltenen birisini fark ederlerse, hemen sopayla vurabilirler. Eğer bekçiler görmeden bir davetli çeyizlerden birini çalarsa, evden çıkarken “bakınız ben bunu çaldım, görmediniz” diye ev sahiplerine gösterir. O kişiye biraz para veya başka hediyeler verilerek gönlü yapılır ve çaldığı çeyiz geri alınır. Burada amaç çeyiz gezme işinin biraz daha zevkli ve heyecanlı hale getirilmesidir. Yoksa kimse hırsızlık maksadıyla hareket etmez. Bu işlem öğlen namazı bitimine kadar devam eder. Namazdan sonra  dünürler, Köy İhtiyar Heyeti, Muhtar ve Köy Hocası ile birlikte çeyiz serili kız evine gelirler. Burada çeyizi görürler. Bu çeyizi hayırlı ve mutlu günlerde kullanmaları için Hoca duasını yapar ve hep birlikte “amin” denilir. Duadan sonra herkese çorap, mendil gibi ufak hediyeler dağıtılıp teşekkür edilir. Bu işleme “çeyiz kıyma” denir. Hediyelerini alan büyükler izin isteyip giderler. Artık çeyiz toplanabilir. Bu sırada “Dünürcüler” at koyvermeye yani koşturmaya başlamıştır. Köyün geç kızları veya kadınları “üç etek” dediğimiz milli kıyafetleri giyerek köyün etrafında at yarıştırırlar. Genelde erkeklerin bindiği ve koşturduğu atlar şimdi genç kızların ve kadınların altında koşmaktadırlar. Bu koşular herkes tarafından dikkatlice seyredilir. Zaman zaman attan düşenler olursa, hemen yardım edilir. Dünürcülerin işleri çeyizler toplanıp sandığa yerleştirilinceye kadar devam eder. Çeyizler toplanıp, ortalık temizlenince, daha önceden hazırlanan şerbetler ortaya getirilir. Az sonra atlarından inen dünürcüler biraz heyecan, biraz yorgunlukla karışık bir gülümseme ile kapıdan içeri girerler. Şakalaşmalarla birlikte şerbetler içilir.

Artık gelin çıkarma vakti gelmiştir. Oğlan evi iki ayrı at getirir. Birisine gelin binecektir, diğerine ise çeyizler sarılacaktır. Bu işler esnasında az sonra anlatacağımız gibi birkaç defa oğlan tarafından bahşiş alınır. Çeyiz çıkartılmadan önce kızın küçük kardeşi veya bir yakını çeyiz sandığının üzerine oturur. Bu kişiye bahşiş verilip sandığın üzerinden kaldırılır. Sandık dışarıya taşınır fakat atın üzerinde de birisi vardır. Bu kişiye de bahşiş verilip gönlü yapılır ve çeyizler ata yüklenir.

Daha sonra al-yeşilli duvağına bürünmüş olarak gelin evden çıkartılır. Bu sırada kızın abisi, yoksa dayısı kuşağını kızın kuşağını bağlar. Bu kişiye de adet üzere sembolik bir bahşiş verilir. Kız evinden bir başka kişi evin kapısını tutar ve bahşişini almadan gelinin çıkmasına izin vermez. En son olarak ta gelinin atına binmiş olan kişiye bahşişi verilip attan indirilir ve gelin ata bindirilir. Buradaki bahşişlerde oğlan tarafını çok yormamak gerekir. Adet olduğu üzere, törenleri biraz daha eğlenceli hale getirmek ve kız tarafındaki küçükleri biraz sevindirmek için bu bahşişler verilir. Genelde neşeli ve güzel geçen bu işlemlerde ne yazık ki, bazen tatsız olaylar da olmaktadır. Genelde düğün öncesinde bazı konularda anlaşamayan, hatta, bazen birbirlerine darılan aileler bu bahşiş olayında dünüründen hırsını çıkartmak ve onlara biraz daha fazla para harcatmak niyetiyle çok yüksek rakamlar istettirerek oğlan tarafını zor durumda bıraktıkları düğünler de görülmüştür. Genelde fazla bir zorluk olmadan bu kısım da tamamlanır. Kızın atını ağabeyi veya bir başka yakını çeker. Arkasında gelin alayıyla beraber oğlan evine doğru gidilir. Oğlan evinin kapısına gelince gelin atı, yani gelin oğlanın babasına teslim edilir.

Gelin attan inmeden önce yapılan birkaç güzel adet vardır. Komşulardan birisi gelinin atının yanına bir koç getirir. Atın üstünde ve yüzü duvaklı olan gelin tek eliyle bu koçu kaldırıp ayaklarını yerden kesebilirse, bu koç gelinin olur. Eğer kaldıramazsa, oğlan babası koçun sahibine bir koç borçlanır. Orada veya daha sonra bir şeyler vererek helalleşirler.

Şimdi gelin inmeden önce herkesin büyük bir heyecanla beklediği oğlanın babası ve annesinin güreşmesine gelinmiştir. Genelde kaynana ve kaynata bu güreşe çıkmamak için biraz direnir. Fakat komşuların ısrarı karşısında güreşe başlarlar. Bu güreşte de amaç eğlenmektir. Erkek genelde güçlü olduğundan kadını kolayca yenebilir. Fakat burada komşular erkeğin kolundan ve bacağından tutarak kadına yardım ederler ve güreş kadının galibiyetiyle biter. Bazen kadına yardım etmeye gerek kalmaz. Gücü kuvveti yerinde olan ve yardım istemeden güreşmek isteyen kadınlarımız da olmaktadır. Tabi ki böyle durumlarda karı-kocanın gerçek güreşini seyretmek, düğüne ayrı bir güzellik katar. Yanılmıyorsam 1985 yılında bir düğünde kadın, kimsenin yardımı olmadan eşini yenmişti. Güreşten sonra gelinin attan indirilmesine sıra gelmiştir. Ama bir bahşişte gelin ister. Geline genelde bilezik veya altın sözü verilerek attan indirilir. Gelin eve girerken oğlan babası önceden hazırladığı bozuk paraları havaya atar. Küçük çocukların paraları kapmak için çabalamaları düğüne ayrı bir güzellik katar. Oğlan anası, gelinin evlerine bolluk ve bereket getirmesi için havaya birkaç avuç buğday atar. Gelinin evde eşi ve büyükleriyle iyi geçinmesi, herkesle yağlı-ballı muhabbetli olması için kapıdan girmeden önce gelinin eline bir kaşık tereyağı verilir ve gelin bu yağı kapının üstüne sürer. Sonra eve girer. Gelin eve girince, oğlan evi için zahmetlerin büyüğü bitmiştir. Gelin eve gelmiştir ama, gerdekten önce damat gelini göremeyecektir. Bu sırada arkadaşları, sağdıcı ve oğlan tarafındaki kızlar ve kadınlar gelini yalnız bırakmazlar.

Gelin eve girdiği sırada evdekiler şu manileri söylerler:

Gelin gelir aşıyınan

Selam verir başıyınan

Altı top kumaşıyınan

Hoş geldiniz allı gelin

Allar giy de salın gelin

Gelin gelir evimize

Şenlik olur köyümüze

Bir tanecik oğlumuza

Hoş geldiniz allı gelin

Allar giy de salın gelin

Gelinim üç oğlun olsun

Birisi akıncın olsun

Birisi biçicin olsun

Birisi imamın olsun

Akıncın aksın getirsin

Biçicin biçsin getirsin

İmamın okusun yetirsin

Hoş geldiniz allı gelin

Allar giy de salın gelin

Oğlan evinde bu maniler hoş bir makamla söylenirken, damat ve arkadaşları kız evine doğru yola çıkarlar. Çünkü adet gereği kız evinde şerbet içilmesi gerekmektedir. Damat ve arkadaşları kız evine giderler. Hazırlanmış şerbetten herkes içebildiği kadar içer. Eğer bu şerbeti tamamen bitirebilirler ise, hiçbir şey olmadan “Allahaısmarladık” deyip geri gelirler. Eğer bitiremezler ise, şerbeti dağıtan kadına hepsi ayrı ayrı bahşiş verirler. Genelde şerbet fazla yapıldığı için bitmez. Birkaç bardak şerbet içen damat ve arkadaşları bahşişlerini vererek kız evinden ayrılırlar.

Gelini indirerek rahatlayan oğlan tarafı daha önceden hazırladıkları yemeklerle köylüleri doyurur. Akşam vaktine denk gelen bu yemekle düğünün yorgunluğu atılarak köylülere teşekkür edilir. Köylüler de düğün sahibine “hayırlı olsun” der. Yemekten sonra topluca yatsı namazına gidilir. Erkekler namazda iken gelinin bir ihtiyacı olup-olmadığı sorulur, varsa giderilir. Namazdan sonra köy hocasını da yanına alan topluluk düğün evine döner. Burada son konuşmalar yapılır. Uslu başlı bir kişi damada, bu gece ve bu gece ile ilgili adetler hakkında gerekli bilgileri ve öğütleri verir. Aynı öğütler bir bayan tarafından geline de verilir. Bazı şeylere özellikle dikkat etmeleri istenir. Hoca dini nikahı kıyar ve dualar edilip amin denir. Artık damadın gelin odasına girme vakti gelmiştir. Arkadaşları damadın kollarından tutup gelin odasının kapısına kadar getirirler. Herkes heyecanlıdır. Çünkü az sonra kapı açılacak ve damat içeriye adımını atacaktır. Adımını atacağı anda hemen arkasında bekleyen arkadaşları hep birden damadın sırtına yumruklarla vuracaklardır. Derken kapı açılır ve sırtına inen yumruk darbelerinin eşliğinde damat içeriye girer. Bazen yumruklar biraz güçlü gelir ve biraz da iteklemelerle damat içeriye düşebilir. Herkesin yüzünde tatlı bir gülümseme vardır. Bu gülümsemede düğünün yorgunluğu da biraz belli olur. Ama sağ salim düğünü tamamlamanın mutluluğu daha ağır basar.

Damat ise henüz rahatlamamıştır. Gelin odasına girmiştir, ama gelinin yanında nedimesi vardır. Gelinin duvağı örtülüdür ve suskundur. Damat Nedimeye hal hatır sorduktan sonra “Sen de evine git de artık biz bize kalalım” der. Nedimeler bu durumda genelde “Maalesef gidemem, karnım ağrıyor, ben de bu gece buradayım!” diye cevap verirler. Karın ağrısı bahane, aslında nedime de bahşiş beklemektedir. Daha önce uyarıldığı için konuyu bilen damat bahşişini verince, nedime de “iyi geceler, Allah mesut etsin…” diyerek odadan çıkar. Artık damatla gelin baş başa kalmışlardır. Fakat damat için son bir engel daha vardır. Bu engel gelini konuşmaya ikna etmek ve yüz görümlüğü takmaktır. Gelin sessizdir ve damadın sözlerine hiç cevap vermez. Bunun üzerine damat gelini konuşturmak  için yüzgörümlüğüne takacağı hediyeyi gösterir ve eğer gelin hediyeyi az bulursa ertesi gün veya günlerde başka ne istediğini sorar. Derken, gelin konuşur ve az sonra damatla hediye konusunda anlaşmaya varır. Damat yüzgörümlüğünü takarak al yeşil duvağı kaldırır. Damatla gelin arasında bu gelişmeler olurken dışarıda da herkes heyecanla “gelinin razı edildiği” haberini beklemektedir. Bunun için damat kapıyı açar ve “tamam gelini konuşturdum, razı ettim” diye haber verir ve tekrar kapıyı kapatır.

Eğer “heybe” gelin odasına konmamış ise, damat kapıyı kapatmadan verilir. Bu heybe kız tarafınca hazırlanır. İçerisinde damatla gelinin ilk gecesi için hazırlanmış yiyecekler vardır. Yiyecekler arasında tavuk ve tatlı mutlaka bulunur. Ayrıca içecek bir şeyler de verilerek damatla gelinin ihtiyaçları giderilmiş olur.

Az sonra davetliler evlerine gitmek üzere ayrılmaya başlarlar. Herkes gidince oğlan evinde büyük bir rahatlama olur. Herkes “hayırlısıyla sabahleyin duvağı da yapıp düğünü tamamlamak gerekir, ama bu gece iyi geçer inşallah…” diye düşünür.

Ertesi sabah herkes uyanır. Damatla geline bir müddet seslenilmez. Sabah sofrası hazır oluncaya kadar dinlenirler. Daha sonra kalkıp hazırlanırlar ve kınalı elleriyle büyüklerin ellerini öperler. Büyükler de onları öperek karşılık verir.

Sabah yemeğinden sonra, saat 10-11 arası köyün genç kızları “duvak” için gelmeye başlarlar. Duvakta gelin sandalyeye oturtulur. Kızlar hep birlikte türküler çağırıp oyunlar oynarlar. Duvakta gelin sandalyede otururken evin büyüklerinden kayınvalide, görümce veya başka birisi eline bir uzun değnek alır. Değnek ile gelinin duvağını kaldırarak bir mani söyler. Mani bitince duvağı tekrar indirir. Yeniden duvağı kaldırır ve bir mani daha söyleyip tekrar indirir.  Bu manilerden birkaçı şöyledir:

Gelinim giydiğin ipek

İnşallah olmazsın köpek

Gelinim gelin olursan

Neler takarın sana

Gelinim gelin olmazsan

Neler söylerim sana

Giydiğim atlas

İğneler batmaz

El oğlu yalnız yatmaz

Gelin biner atın iyisine

At gider yolun kıyısına

Haber verin dayısına (veya, kaynanasına)

Bu eğlence 1 saat devam eder. Aslında çok daha uzun devam edebilir, ama, düğün sahipleri zaten yorgundur. Yapılacak bir çok işleri vardır. Onları daha fazla zahmete sokmamak, daha fazla vakitlerini almamak için eğlence kısa kesilir. Eğlencenin bitmesi için  damat içeri girer ve gelinin kolundan tutar. Bu an eğlence kesilir ve herkes susar. Damat kolundan tuttuğu gelini dışarıya kaçırır. İkisi birden hızla odadan dışarıya çıkarlar. Damadın içeri girmesi ve gelinle dışarı çıkmaları esnasında duran eğlence tekrar başlar. Fakat çok sürmeden tekrar biter. Duvak da böylece tamamlanmış olur. Herkesle helalleşilerek davetliler uğurlanır.

Böylece düğün tamamlanmış olur.

Kaynak: Kasım ÇELİK