Emânete ihânet etmeyin... Hâlinizden şikâyet etmeyin... Büyüğünüze emretmeyin... Boş şeylerde ısrar etmeyin... Câhillerle sohbet etmeyin... Nefesinizi boşa tüketmeyin... İnsanları bekletmeyin... Etrafınızı kirletmeyin... Hayatınızı mahvetmeyin... Kimseye minnet etmeyin. İnsanları yüzüne karşı methetmeyin... Kimseye küfretmeyin... Kötülüğe meyil etmeyin... Malınızı boşa sarf etmeyin... Sırrınızı açık etmeyin... Her şeyi merak etmeyin... Suçunuzu inkâr etmeyin... Şerefinizi kaybetmeyin... Vatanınızı terk etmeyin... İyiliğe niyet edin... Büyüklere hürmet edin... Sıkıntıya sabredin... Aza kanaât edin... Sözünüzde sebat edin... Bildiğinizle amel edin... Hatanızı kabûl edin... Yaramaz ise def edin... Varken tasarruf edin... Âlimlerle sohbet edin... Nefsinizle inat edin... Sofranıza dâvet edin... Zararlıysa men edin... Seviyorsanız ifâde edin... Kalbleri fethedin... Misâfire ikram edin... Muhtâca yardım edin... Bilseniz de istişare edin... Tehlikeye dikkat edin... Hakkı teslim edin... Unutacaksanız kaydedin... Esirgemeyin lûtfedin... Gariplere merhamet edin... Kazanmaya gayret edin... Çalışanı takdir edin... Başarıyı tebrik edin... Mâzereti kabûl edin... Her an tevekkül edin... Hastaları ziyâret edin... Çocuğunuzu terbiye edin... Herkese tebessüm edin... Güvenseniz de kontrol edin... İnanmayana ispat edin... Fakirleri gözetin... hayır için sarf edin....

Kapaklı Köyünün Akarsuları

26 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori Su Kaynakları

KÖYÜN AKARSULARI

1-Devrez Çayı : Işık ve Aydos Dağlarından gelen suların oluşturduğu derelerle oluşan Devrez Çayı Köyümüzle Dağören (Möküren) arasında sınır oluşturarak yoluna devam eder ve Kızılırmak’a karışır. Devrez vadisi köyümüze epey uzaktadır. Bu güzel vadi, Aşağı, Orta ve Yukarı Devrez olmak üzere 3 kısma ayrılır.  Devrez Çayının kenarında çok güzel bahçeler ve bostanlar olurdu.  İki tane su değirmeni vardı. Bunlardan başka “Çaya gitmek” diye ifade edilen ve çamaşırdan yatak yününe kadar her şeyin yıkanmasından tutun da banyoların yapılmasına kadar her türlü temizliğin yapıldığı, toplu temizlik günleri için de Devrez Çayı kullanılırdı. Bakımlı bahçeleriyle çok güzel bir vadi idi Devrez.  Değirmenler, Bahçeler ve bostanlar artık anılarda kaldı. Bunlara rağmen köye giden hemen hemen herkesin gidip görmeyi arzu ettiği ve ilk fırsatta gittiği en önemli yerdir Devrez.

Yukarı Devrezde Halilağagilin ve Osmanağagilin Değirmen adlarıyla bilinen iki değirmen vardı .Sadece bizim köyün değil, bütün civar köylerden buraya un öğütmek için insanlar gelirdi.   Fakat 1970′li yılların başında Kurşunlu’ya elektrikli değirmen yapılınca buradaki değirmenlerin önemi azaldı. Su değirmenlerinin unu daha lezzetli ve kaliteliydi ama, yol ve zaman da önemliydi. İnsanlar Kurşunlu’ya kolayca, her vasıtayla gidebiliyor ve kısa sürede ununu öğütüp geliyordu. Fakat Devrez’deki değirmenlere ancak at veya eşekle, yaya olarak gidilebiliyor, işlemler de epey zaman alıyordu. Derken, ikisi de kullanılmaz oldu ve zamanla yıkıldı. Değirmenlerden geriye Osmanağagilin değirmenin olukları ve bazı yıkıntılar kalmıştır. Değirmen taşlarının da “belki ileride gerekebilir” düşüncesiyle sahipleri tarafından toprağa gömüldüğü söylenilmektedir. Zaten bu taşlar başka yerde hiçbir işe yaramaz. Hatıra olsun diye Devrez’den çıkartmak için onca zahmete de deymez. Dolayısıyla toprağa gömüldüğü doğrudur. 1986 yılında köyümüze de bir elektrikli değirmen yapılmıştır ve halen bütün civar köylere hizmet vermektedir.

Güzel bostanlar ve bahçeler artık yok. Yalnızca Aşağı Devrez’de birkaç küçük bahçe var. Onlar da sonradan yapılmıştır. Önceki bahçeler ise Devrez’in azizliğine uğradı. Zaman zaman Devrez Çayı coşar, sel olur ve etrafı basardı. Olan ufak tefek hasarlar giderilir ve her şey eskisi gibi devam ederdi.  Fakat , 1968 yılında, mart ayında öyle bir sel geldi ki, Allah bir daha böyle sellerde bizleri korusun. Bu sel büyük bir afet oldu. Bazı büyüklerimiz bu afetten sonra “Devrez zaman zaman taşar, her kırk yılda bir büyük sel gelirmiş ve bu sene de 40. seneymiş…” gibi laflar söylediler. Ne kadar doğrudur bilemeyiz. Fakat bu afet Devrez vadisindeki bütün bahçeleri yerle bir etti. Bütün sınır duvarları yıkıldı, çoğu yerde sınırlar karıştı. Ağaçların bir çoğunu kırdı. Hepsinden daha beteri, bütün araziyi yukarılardan taşıdığı kayalarla ve ağaçlarla doldurdu. Ortalık sakinleşince köylüler yakacak niyetiyle ağaçları topladı. Fakat kayaların temizlenip, bahçe ve bostanların yeniden yapılması hemen hemen imkansız gibiydi. Hala  temizlenmedi, temizlenme ihtimali de yok. Yukarı ve Orta Devrez hala öylece harap haliyle durmaktadır.  Aşağı Devrezde yıllar sonra birkaç bahçe tamir edildi veya yeniden yapıldı. Yapanlardan Allah razı olsun, hiç olmazsa Devrez, bahçesiz kalmamış oldu. Günümüzde, Eylül ayında dahi Devrez’e giden köylülerimiz bu bahçelerin elmalarını yiyor ve sahiplerine dua ediyor.

Devrez ne kadar harap olsa, ne kadar önemini kaybetse de hiç önemini kaybetmeyen bir özelliği daha var. Bu özellik balık tutmak ve yüzmektir. Yukarıda söz ettiğim büyük sel afetinden sonra yüzmeye elverişli yerlerin büyük bir bölümü kayalarla doldu. Fakat yine de yüzülecek yerler var. Devrez’in balığının da ayrı bir tadı vardır. Buranın balığı kayalıklara çarpa çarpa büyüdüğü için sert ve tatlıdır. Belki de bize öyle geliyor, diye düşünüyorum ama, gerçekten öyle. Çünkü, bizzat kendim başka çayların balıklarında buradaki balıkların tadını bulamadım. Devrez’de her zaman balık tutulabilir. Hatta her şekilde tutulabilir. Ağla gelen ağ ile, ağsız gelen el ile. Ama yeterli miktarda balık tutayım da hem gözüm doysun, hem de etrafımdakiler doysun diyorsanız, o zaman mutlaka bu işi bilen, iyi ağ atan birisini yanınıza almanız gerekir. Aksi takdirde yeterli balığı tutamaz ve üzgün ve yorgun olarak köye dönersiniz. Bazen de maalesef bencil ve kötü niyetli insanlar dinamit kullanmaktadırlar. Bu yöntemi kullananların, yani az zahmetle, fazla balık tutmak uğruna bir çok yavru balığı ve başka canlıları yok edenlerin elleri kırılsın. İnşallah kaçak olarak kullandıkları dinamitler ellerinde patlar. Eğer siz de böyle şeyler yaptıysanız, bir daha yapmayınız. Tuttuğunuz balıkların yanında nice yavru balığı ve başka hayvanları boş yere öldürüyorsunuz. Allah ıslah eylesin.

Devrez’de balık tutmak ve yüzmenin büyük bir tehlikesi de var. Bu tehlike güneş yanığıdır. Devrez derin bir vadi olduğu için güneş ışınları ikindine kadar çok şiddetli gelir. İkindin geçer geçmez güneş de kaybolur. Hava aydınlıktır ama güneş gitmiştir ve az sonra da serinlik başlayacaktır. Eğer sırtınız çıplaksa ve balık tutmanın heyecanıyla yanacağınızı unuttuysanız, vay halinize! En az 5-6 gün sırt üstü yatamazsınız. Böyle durumlar için dikkatli olmak gerekir. Devrez sadece bizim köy için değil, bütün civar köyler için balık avlama yeridir. Ulaşımın zor olmasına rağmen her zaman Devrez’de birileri bulunur. 1992 yılında Aşağı Devrez’in yolu dozerle düzeltildi. Şimdi traktörlerle rahatça gidilebilmektedir. Otomobillerle de gitmek mümkün, fakat yolun bazı yerleri kaygan ve tehlikelidir. Her an üzücü bir olay olabilir. Bu yol otomobiller için pek güvenli değildir.

Devrez’le ilgili bölümü bitirmeden önce su değirmenlerinden de biraz bahsedelim. Yukarı Devrez’de Halilağagilin ve Osmanağagilin Değirmen adlarıyla iki su değirmeni olduğunu daha önce belirtmiş idik. Bu değirmenler, biraz geride çaydan ayrılan bir ark ile gelen suyun çarkı ve dolayısıyla taşları döndürmesiyle çalışırdı. Değirmen taşlarının çapı 1,5 metre, yüksekliği 30-40 sm. civarında idi. Taşların üst kısmında bulunan bölmeye  konan buğdaylar yavaş yavaş taşların ortasına akardı. Suyun gücüyle dönen taşların arasında sıkışan buğdaylar öğütülüp un haline getirilirdi. Eğer un yeteri kadar ince değilse, üst taraftan akan buğday miktarı biraz azaltılarak istenilen incelik elde edilirdi. Değirmen taşlarının altındaki bir ağızdan öğütülen unlar akardı. Unun sahibi elindeki çuvalı tutarak gelen unları bu çuvala doldururdu. Bu kişinin sırası bitince, sonraki müşterinin buğdayları öğütülmeye başlardı. Değirmenin içinde dönen taşların ve taşın üzerinde bulunarak dönüş hızına göre ses çıkaran tahta şıkırdağın sesi hiç eksik olmazdı. Zaten bu sesler kesildiği zaman değirmen bir sebeple durmuş olurdu. Değirmenin dışında ise oluklardan akan suyun gürültüsü duyulurdu ve bu su savaktan akarak tekrar ırmağa karışırdı.  Değirmenin her tarafı, yerden tavana kadar un tozlarıyla kaplı idi. Öğütülecek buğday çuvalları sıra ile dizilmiş olurdu. Yeni gelen olursa, en sona çuvallarını yerleştirirdi. Sırası gelen çuvallarda ne kadar buğday olduğu değirmenci ve çuval sahibi tarafından ölçülür, değirmencinin hakkı ayrıldıktan sonra gerisi öğütülürdü. Değirmenciler onda bir (1/10) hak alırlardı. Sıranın çok olduğu zamanlarda, bazen birkaç gün değirmende yatan müşteriler olurdu. Tabi ki yataklarda değil, bir kenara kıvrılarak, varsa keçesine sarılmak suretiyle uyunurdu. Çünkü bir yatak vardı, o da değirmencinin yatağıydı. Sırasını bekleyenler arasında güzel sohbetler olduğu gibi, bazen sıra yüzünden kavgalar da olurdu. Karnı acıkanlar getirdikleri azıklarını paylaşarak yerdi. Bazen değirmencinin malzemeleriyle çay bile yapılırdı. Değirmenlere uzun bir yoldan at veya eşekle gelinirdi. İşin sonunda unlar yine aynı hayvanlarla götürülürdü. Dolayısıyla sıra gelinceye kadar hayvanların yiyeceği verilir ve istirahatı yaptırılırdı. Şimdi bütün bunlar da tatlı birer anı olarak hatıralarda kaldı.

2-Yumrutaş Çayı : Bu çayda her zaman su bulunmaz. Dere yatağı bellidir. Kış ve bahar mevsiminde, yağışların bol olduğu dönemlerde burada akarsu olur. Yaz geldiğinde genelde çay kurur. Yer yer su birikintileri ve göletler kalır. Çaya adını veren Yumrutaş, Hocahasan köyü ile bizim köy arasında sınır oluşturan büyük bir kaya parçasıdır. İki sene önce yol yapım çalışmaları nedeniyle yeri biraz değişmiştir. Fakat fazla bir değişiklik yoktur. Bu kaya parçası ile ilgili olarak ilginç bir söylenti vardır. Büyüklerimiz “Yumrutaş’ın içerisinde altından saban ve boyunduruk varmış” derler. Tabi ki söylentinin aslı yoktur. Fakat çocukluğumuzdan bu yana “Acaba gerçek mi, biz veya bir başkası altın saban ve boyunduruğu bulabilecek mi?” gibi tatlı bir hayal olarak bu taşı her gördüğümüzde aklımızdan aynı düşünceler aklımızdan geçer. Şu anda yapımı duraklamış olan bir yol var. Bu yol Kurşunlu’dan Çankırı’ya gidiyor ve yolu epey kısaltıyor. Bu yol Hocahasan köyünün yakınından geçen bu yolun bir bağlantısı da Yumrutaş’ın kenarından geçerek Kapaklı köyüne bağlanıyor. Bir müddet çalışmaları durdurulan bu yol tamamlandı ve bizim köyden Dörtmece’ye taksi ile gidilebilecek duruma gelindi. Daha da önemlisi, Çankırı ile aramız 50 km.ye inmiş oldu.

Kaynak: Kasım ÇELİK